Günlük içinde günlük

321_23060347590_3874_n[1]

 

Tabiri caizse “günlük içinde günlük ” olacak bugün paylaşacaklarım.  8 – 10 Ağustos bayramdı, sevgili dostlar,  bildiğiniz gibi. O günlere ait karaladıklarım…

5 Ağustos: Tam da Edremit sapağından dönünce, tam da ” Geldim, az kaldı “ diye sevinirken, tam da kutsal ağaçların arasından geçerken, tam da boyun eğmeyen efelerin diyarına adim atmışken ve buraları neden sevdiğini, buralarla neden bütünleştiğini bir kez daha anlamışken, Ege özgürlüktür demişken, özgürlüklere el konmuş tam da o anda. Hem de bir kez yetmemiş, bir kaç kez üst üste…

Sonra bastığın yere bakıyorsun, hani denmişti ya sana ” Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı ! Düşün altında binlerce kefensiz yatanı.” Zaten hemen kuzeyinde o kefensiz yatanlar ve bir de kefenli yatanlar var bu topraklar üzerinde  Deniz misali mesela. ” Bu topraklar değerli işte !” diyorsun, yüzyıllardır böyle. “Her yanı bu toprakların, değerli işte !  ” diyorsun.  “Yok böyle her yanı bu kadar değerli topraklar bu dünyada ? Yalan mı ? Var mı ? zaten ne oluyorsa da bu yüzden oluyor ya …”

6 Ağustos; Rüzgar, kite sörf, dalga, deniz yine dalga yine deniz…

6- 7 Ağustos; Anneanne işbaşında pardon yemek başında, anne ve teyze yardımda. Oya orada, burada, içerde, dışarda, denizde, kumsalda ve hazırlanmakta olan güzel yemekleri tadına bakmak için beklemede 🙂

8 Ağustos : Her yer otopark ! direncunda !
Gecenin bir vakti milimetrekareye kişi sayısından çok fotoğraf makinesinin düştüğü ve her iki ölçünün de hesaplanmasının mümkün olmadığı, masada yanında oturanın sesini duyamadığın, neredeyse her yerin otopark ! olduğu Cunda’da, aklına şu soru geliyor; ” Cunda batar mı ? Batarsa o gece bu gece midir ? ” direncunda ! Adı İtalyanca’ dan gelen Cunda ( kaynak; Ahmet Yorulmaz ) tüm yorgunluğuna rağmen seni karşılıyor, karşılamakla kalmıyor kucaklıyor varsa yaranı tedavi ediyor. Sunuyor sana rüzgarını, denizini, ay hemen düşürüyor izlerini suya, zeytinyağı durmuyor karışıyor havaya balık kokularıyla beraber. O an yemesen bile mezeler göz ziyafeti için sıraya diziliyorlar. Neyse, yine de  iyi hissediyorsun kendini Cunda seni şımartınca.
Kalabalıkta aileni kaybetmek de umurunda olmuyor, dalıyorsun sokaklara. Hangi dükkanda neler var yeni yeni ? Favori dükkanlarında var mı yeni bir şeyler göze çarpan ? Bir kaç dakikada inceliyorsun hemen. Gündüz gelmek en iyisi, sakin kafayla bakmak, incelemek, karar vermek.
Tarzı olan bir ada Cunda, güzel bir ada… Yorgun ama bir o kadar da enerji dolu, insana enerji veren, kendini özgür hissettiren, kalayım burada dedirten …
Görmüş geçirmiş ama bir o kadar da yeni tecrübeleri seven.
Seni dinleyen, anlattıklarını içine gömen, sır tutan, sırrını saklayan.
Narin Cunda; yıllardır bildiğin, tadını sevdiğin Ada’nın en iyi dondurmacısının bayram hediyesinin şokunu ( ! ) otopark ücreti almayarak jest yapan Cunda…

Ani kalmak istiyorsun ya ilelebet yani bir anlamda müebbet, özgürsün ya bir de üstüne üstlük, kal işte ! Gel gör ki  o an  kulaklarında bir kelime çınlıyor, “ müebbet” “ Tamam, ilelebet kalacağım ya burada. Yok yok başka bir nedenden kulağında çınladı bu kelime. Müebbet muhabbetin müebbeti  miydi acaba ? Yok, o da değil.  Çifte müebbet ?  Hay Allah bu da ne demek şimdi ? Cunda cevap ver bana, ne demek çifte müebbet ?  Tek bir hayatın nasıl çifte müebbet olur ? Bir yerlerden hatırlayacağım ama nereden ? Belki de rüya gördüm dün gece ? Rüya olsun lütfen ! “

Cevap olarak uzaklardan havaya karışmış gaz kokusu geliyor burnuna hem de biberli ve sen yine bir anlam veremiyorsun bu kokuya da daha doğrusu anlam vermek istemiyorsun ama hemen ardından Ada sana,  tüm kalabalığına rağmen bir yerlerdeki içi boş evler aklına getirtiyor, hatta alıyor o evleri getirip gözünün önüne bırakıyor. İnsanı olan ama o insanların da içlerinin boşaldığı evler. Cız ediyor için birden. Cız !
Sonra Ada yine kıyamıyor sana. Havayla fısıldaşıyor ve dönüş yolunda hava  iyice berraklaşıyor senin için. O kadar berrak ki hava  gecenin o saatinde. Sağın Ayvalık, solun Edremit, Küçükkuyu. “Selam” diyorsun Küçükkuyu’ ya, arkadaşına.
Eve doğru gelen sen misin ? Cunda çekmişti seni içine, başını denize yaslamıştın ya, yıldızlar da yorganın olmuştu ! Kaybolmuştun ya sonsuzluğunda, eve gelmek var mıydı ki hesapta ?

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.