Bir ofis, bir mutfak ve bir masa

 

Tahmin edeceğiniz gibi burası bir mutfak. Neden bu yazımın konusu olduğuna gelince de; 

Bu mutfağın bulunduğu yer aslında bir ofis. Neşeli, kendisiyle barışık, çalışkan insanların olduğu bir ofis. Öyle ki insana, iş yapmak ve çalışma konusunda şevk veren bir ofis. Hele ki kendini benim gibi IKEA’da rahat hissetmekle kalmayıp kafası dinlenen ( kafasını dinleyenler değil, özellikle kafası dinlenen yazdım ), gözü de mutlu olanlar için biçilmiş bir kaftan bu ofis.

Kutsal ağaçtan yapılmış güzelim kapısıyla sizi karşılayan ve içerisinde kelebekler uçuşan büyük, çok büyük bir ofis burası. Eski bir bina. Hikayesini bilmiyorum ama büyük ihtimalle bir zamanlar burası zeytinyağı ya da sabun fabrikasıymış sanki. Binanın bende oluşturduğu izlenim böyle. İçerisi son derece ferah.  Bu ferahlığın nedeni tavanın yüksekliğinden de olabilir, denize çok yakın olup böylelikle deniz kokusunun duvarların içine girmesinden de olabilir ve tabii ki de bu ofiste çalışan iki arkadaştan da olabilir.  Bu  iki arkadaş hatta iki dost insan burada sadece çalışmıyor, ruhlarını buraya katıyorlar, yemekler yapıyorlar. Hem çalışıp hem eğleniyorlar.

Güleryüzlü, sıcakkanlı insanların leziz yemekler pişirdiği, keyifli sofralar kurduğu ( sadece bu masada değil, bakır tepsileri de kullanarak, büyük üçlü sehpalarda da güzel sunumlar yaptıkları ),  özel el yapımı tabaklarda yemek ikram ettikleri, yine özel el yapımı fincanlarda kahvenizi yudumladığınız bir ofis burası. Güzel şarkıların dinlendiği, değişik ve zevkli bir dekorasyonu olan yaşayan bir ofis bu ofis. Büyük masaya sadece mutfakta değil,  diğer bölümlerde de rastlıyorsunuz. Değişik renklerde ve ebatlarda büyük masalar…

Mutfağın bulunduğu bölüm ise asma kat aslında ama ilk kez aşağıdan baktığınızda balkon ya da terasmış gibi görünüyor. Mutfağa çıkıp da aşağıya baktığınız ilk anda içinizden “Romeo, Romeo! Neden Romeo’sun sen?” demek gelen bir yer, masa ise yemek yedikten sonra da çalışmaya devam etmek isteyeceğiniz bir masa. Şöyle bacaklarınızı karnınıza çekip, yazınızı yazıp, boya yaparak kısacası işinize dalıp saatlerin nasıl geçtiğini unutabileceğiniz ve Ferzan Özpeteğin filmlerindeki gibi insanları başına toplayabilme yeteğine sahip bir masa.

Mekanlara canlılık veren ve hatta onları özel yapan içindeki insanların enerjileri, zevkleri ve bakış açılarıdır. Böyle canlı mekanlar görmek insanı çok mutlu ediyor ve mutluluğunuzu yanınıza alıp evinize, işinize geliyorsunuz. Pencerenizden Marmara Denizi’ne bakarken Ege’yi görüyorsunuz. Bir de ( rüyanızda da olsa ) yolda kapuska ararken balık tezgahlarının önünde duruyorsunuz!  Ayrıca tam da yazıyı bitirirken yıllar önce yazdığınız bir şiir aklınıza geliyor. Bir ev ve bir bahçe hakkında. Bu şiirin neden birdenbire aklınıza geldiğini anlayamıyorsunuz, sonra farkediyorsunuz ki; o ev ve bahçenin verdiği  hissi bu masa ve bu ofis de veriyor size.

 

O ilk karşılaşmada havada asılı kalan şey neyse, ona emanet ettim ben kendimi. 

Bir insan neden avucuna düşmemiş bir şeyi sever?  Neden kendisini bir belirsizliğe emanet eder? ” Emre Kalcı

11. Mart. 2017

Not: Bu masanın fotoğrafını çekerken masanın sahibi olan arkadaşıma  fotoğrafı sadece Ferzan Özpetek filmlerini konuştuğumuz benimle birlikte beş kişiden oluşan bir arkadaş grubunda paylaşacağımızı söylemiştim. Onlarla paylaştım ama bu masayı o kadar sevdim ki, sonrasında dayanamayıp sosyal medyadaki bir fotoğraf yarışması için de paylaştım. Bir de burada paylastim! 

Saat 21.10. Bahsettiğim şiiri de şimdi buldum. Ofisin hem arka hem de ön kapıları ardında deniz olan sevimli iki sokağa açılıyor. Şiiri tekrar okurken fark ettim. 

 HAYÂL

Geniş olmalı camın içi,

Şöyle büyük bir fincan çayı koyabilmeli,

Denizli kumaşından perdeler rüzgardan uçuşmalı,
Hissetmeliyim kireç boyalı duvarın serinliğini,
Oturduğum sedirden şımarık çocuklar gibi ayaklarımı sallamalıyım,

Elimde bir kitap kimi zaman

Kimi zaman da yanımda sen,
Kucağına uzanmışım
Umursamadan hiçbir şeyi,
Minik bir kedi gibi. 
Bahçede Japon gülleri, begonviller
Rengarenk papatyalar isterim.
Duyulmalı en güzel melodiler rüzgargüllerimden,
Verandamdaki salıncağın gıcırtısıyla beraber.

Güneş her köşeyi doldurmalı.

Sevimli bir sokağa açılmalı kapı,
Hemen ardında deniz…
Ufku seyretmeli,
Seni …

Ufkumda olanı… 

25 / 7 / 2001, OZM

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.